18 Mart 2011 Cuma

Beton Su Deposu


Köyde sular arasıra kesilebiliyor ve bazen birkaç gün gelmediği oluyor. Geçen yıl tesviye betonunu atarken tam işe başladık, bir odayı yaptık sular kesildi.  Köyün kuyularından su basan pompa bozulmuş ve tamire gitmişti.  Ayşe teyzenin sarnıcından su çekerek birinci katı bitirdiğimizde sular hala gelmemişti ve ikinci katımıza su çıkmıyordu. Bu durumu da mecburen ucuzundan bir dalgıç pompa alarak çözmüştük ama pompayı aldıktan bir gün sonra da sular gelmişti.! Köyde genelde herkesin bir deposu var ve bu tür durumlarda çok fazla etkilenmiyorlar. Geçen seneki bu olay bizim de acilen bir su deposu oluşturmamız gerektiğini anlamamızı sağladı ve bahçenin en yüksek köşesine, su girişinin de olduğu bölüme yukarıdaki beton depoyu yaptık.

Depo tamamen donatılı betondan yapıldı. İçine önce sıva yapıldı, sıvadan sonra yalıtım malzemesi sürüldü ve fayans kaplandı.

Şimdilik checkvalflerden oluşan bir su bağlantısı yapıldı. Şebekeden gelen su depoyu dolduracak. Depo dolunca şamandra suyu kapatacak, her ihtimale karşı bir taşma borusu ve temizlik için alttan bir boşaltma vanası kondu. Depo şebekeye paralel bağlandı, şebeke basıncını kaybetmemek için deponun çıkışına bir check valf kondu, bu check valf deponun çıkışından depoya su gelmesini tek yönlü olarak kapatıyor. Bu checkvalf sayesinde su yalnızca depodan çıkış yönünde hareket edebiliyor. Şebeke basıncı normalde bir atmosferden fazla olduğu için bu valf şebekede su varken kapalı duruyor.  

Sular kesilirse şebeke basıncı olmadığı için deponun içindeki su check valfi açıyor ve depodaki su borularımıza akmaya başlıyor, suyun buradan köyün şebekesine geri gitmesini engellemek için bir check valf de ters yönde su sayacının hemen önüne kondu. Depo seviye olarak daha yukarıda olduğu için sistem şimdilik bu şekilde hidroforsuz olarak çalışacak. Durumlara göre ileride ihtiyaç duyarsak ve mecbur kalırsak bir hidrofor koyabiliriz ama bu şekilde enerji kullanmadan çalışması çok daha mantıklı görünüyor.

Deponun eni 250 cm, boyu 320 cm, yüksekliği ise 200 cm. Beton kalınlıklarını düştüğümüzde yaklaşık 12 m3 su alıyor. 

Şimdilik biraz çirkin duruyor ama etrafına birkaç ağaç, çalı ve sarmaşık türü bitkiler dikerek kamuflaj yapabiliriz.

5 Mart 2011 Cumartesi

Taş Bağlar

Bu hafta bir iş seyahati için Almanya'daydım. Döneceğim günden bir önceki akşam Heilbronn'da Almanya temsilcilerimiz ile yemek yerken ertesi gün için bizi ağbisinin sorumlu müdür olduğu şarap fabrikasını ziyaret etmeye davet ettiklerinde zevkle kabul ettim. Ancak gideceğimiz bölgenin "Felsengarten - Besigheim" bu kadar güzel bir şarap bölgesi olduğunu hiç tahmin etmemiştim.
Neckar nehrinin dik yamaçlarındaki taş duvarlar ile sekilendirilerek oluşturulmuş bağların ve bölgenin adı "Felsengarten" bunu taş bahçeler diye çevirebiliriz ancak ben Taş Bağlar diye çevirmeyi daha uygun buldum.
Bu eski bağların oluşturulmasında ciddi bir emek var. Yamaçlar ortalama 90 - 100 metre yüksekliğinde ve bu mesafede neredeyse 40'a yakın teras var. Bu bağları burada oluşturabilmek için verilen emeği düşünebiliyormusunuz?  Yukarıdaki fotoğraf bölgenin yeşil olduğu zamanlardan, şu anda doğal olarak bu durumda değil, asmalar henüz yeşermemiş hatta bazı bağlarda budama dahi yapılamamış alttaki fotoğrafta olduğu gibi.  Taşlarla sekilenen bu yamaçlarda taşlar bir tür ısı deposu görevi de görüyor ve ısının 5 derece kadar daha yüksek olmasını sağlıyor. Bununla birlikte taş aralarında, oluşan ısıyla birlikte ısıyı seven diğer bitki, hayvan  ve böcekler toprağa da faydalı bir habitat oluşturuyormuş.

Felsengarten şarap havzası daha büyük bir şarap bölgesi olan Württemberg bölgesinin içinde bir alt bölge. Württemberg bölge genelinde 30 kadar ciddi şarap üreticisi var. Bu bölgeye ikliminden dolayı Schwebisch Toscana diyorlar. Kendine özgü ılıman bir mikro iklime sahip bir bölge ve bu florada bölgeye özel üzümler yetişiyor. Gittiğimiz şarap tesisinin adı Felsengarten Kellerei. Bu havzadaki tek üretici olarak altı köydeki kooperatiflerden üzüm alıyorlar ve aldıkları üzümleri mümkün olduğunca kontrollü olarak seçebilmek için bu şekilde sınırlandırmışlar. Şarap yapımında en çok kullandıkları bölgesel üzümler Trollinger ve Lemberger.

Daha önce de şarap fabrikası ziyaretinde bulunmuştum ancak burası son derece yüksek kapasitede ve otomatik bir bant ile üretim yapan bir tesis.
Daha fazla detay için tesisin web sitesi: http://www.felsengartenkellerei.de/fgk/index.html 
Şişeleme kısmı tamamen otomatik bir taraftan paletle gelen şişeler otomatik makinalar tarafından banta bırakılıyor, temizlenip dezenfekte olan şişeler diğer uçtan kasalanmış olarak paletlerle sevkiyat kısmına aktarılıyor.
Fabrikanın hemen girişindeki şarap arabası.

Yılda 6.000.000 Litre şarap üretiyor ve satıyorlar (yeterince üzüm olursa elbette) Saklama kapasiteleri ise 12.000.000 Litre. Yukarıdaki devasa fermantasyon tanklarının her biri 120.000 Litre şarap alıyor.

Tesisin üretim sorumlusu Reiner bize tesis hakkında bilgiler veriyor. Birinci bölümde hepsi aynı boyda 50 - 60 kadar tank olduğunu sanıyorum. Yanlış hatırlamıyorsam eğer bu tanklar iki bölmeli ve iki farklı şarap yapmakta kullanılabiliyor.

İkinci bölümde ise irili ufaklı daha farklı boylarda fermantasyon tankları var. Küçük olanlarını özel şaraplar yapmak için kullanıyorlar. Yalnızca ikinci bölümde dahi 3.600.000 Litre şarap saklayabiliyor, fermante edebiliyorlar.
İrili ufaklı tanklar yanyana ve üsttüste. Maalesef yanıma fotoğraf makinamı almadan gittiğim için fotoğraflar son derece kalitesiz çünkü cep telefonum ile çekmek durumunda kaldım ve ortamın loş ışığı da eklenince ancak bu kadar oldu. Bu küçük tanklar 250 , 500,  1000 Litre gibi küçük kapasitelere sahip.

Bölgenin en tanınmış üzümü Riesling. Bu üzümü tanıyorum ama kırmızı üzümlerin tamamı bölgeye özel varyeteler. Tattığımız üzümlerden ben daha çok Lemberger'i beğendim, Lemberger ile birlikte bir Acolon şarabını ve ödüllü kompozisyonları olan XXL 'ı da tattık. XXL 2006 gerçekten çok güzel bir şarap. Kupajını Felsengarten bölgesindeki seçme üzümlerden yaptıkları bu şarapta muhteşem aromalar burna çarpıyor. En pahalı şarapları bu (26.00 Euro.)

Meşe fıçıların her biri Fransa'dan geliyor ve fiyatları da oldukça yüksekmiş, 250 Litrelik bu fıçıların herbiri yaklaşık 600 Euro değerinde. Daha büyük olanların maliyeti daha da yüksek olsa gerek.

Mahzenin sonundaki bu fıçı çok güzel süslemelere sahip.

Meşe fıçıların olduğu bölümden sonra demir parmaklıklarla korunan kavlar var. Bu kısımda altı kooperatifin en seçme şarapları özel olarak saklanıyor ve anahtarı Reiner'de dahi yok, tüm kontrol tesisin sahiplerinde. İçeriye ancak özel izinle girilebiliyor.

Her köyün bir arması var ve bu armalar vitray ile her bölmenin parmaklıklarına ışıklı tabela olarak konmuş.

Gemmrigheim'in üzümlü arması çok güzel.
2010 yılı üretim açısından çok kötü geçmiş, yalnızca 3.000.000 Litre şarap yapabilecek kadar üzüm alabilmişler bölgeden, tarilerinde ilk kez bölge dışından üzüm almak durumunda kalmışlar normalde şaraplar yalnızca bu altı kooperatiften alınan üzümler ile yapılıyor. Aslında bu geziyi hasat zamanı yapmak vardı, kimbilir belki o zamanlarda da yapmak mümkün olabilir ileride.

Bu bölümden sonra tesis turumuz tadım yaptığımız mağaza kısmında devam etti. Reiner bize Acolon, Lemberger ve Kompozisyon XXL'ı tattırdı. Henüz doğru düzgün şarap tarifi yapamıyorum ancak XXL'ın Kiraz, böğürtlen, kakao ve çikolata aromalarına sahip bitişi oldukça uzun bir şarap olduğunu söyleyebilirim.
Bu turun üzerine bize beğendiğimiz şarapları da hediye eden dostlarımıza çok teşekkür ediyorum.

Lemberger ve XXL Komp.

Tesisin hemen önündeki bağlardaki budanmış asmalar bir sonraki yılın üzümleri için dinleniyor ve güç topluyor. Bölgede yetişen diğer üzümler; Trolinger, Siyah Riesling (Pinot Meunier), Dornfelder, Spatburgunder (Pinot Noir), Samtrot, Cabernet Dorio, Muskat-Trolinger (Siyah) ve kısıtlı miktarda Chardonnay ve Sauvignion Blanc.
Bölgede şarap ve kültürü oldukça belirgin, Besigheim'deki bir kafenin önündeki eski pres ve üzüm kırma makinesi çok güzel kullanılmış.

Saksı olarak değerlendirilmiş pres.

Ve üzüm kırma makinası.

Bir bahçeyi süsleyen eski bir fıçı.
Bununla birlikte Almanya'da şarabın bize göre çok daha ucuz olduğunu söyleyebilirim. Aşağıdaki üç şişe şarabı (Rioja, Chianti ve Riesling) marketten toplam 6.70 Euro'ya yani yaklaşık 15.00 TL'na aldım.


Bir iş gezisinde böyle bir fırsat her zaman denk gelmiyor, birkaç saatlik bu kaçamak çok iyi geldi.