22 Ocak 2010 Cuma

Yağmur Suyu

Bodrum, Muğla gibi yağışların mevsimlere göre dengesiz dağılım gösterdiği bölgelerde akarsuların da çok fazla olmaması nedeniyle yağmur suyu toplamak şart. Bunu bizden önce bu bölgede yaşayanlar eskiden beri çok güzel ve estetik bir şekilde yapmışlar. Bodrum yarımadasında her virajı döndüğünüzde başka bir sarnıç çıkıyor karşınıza.


Sarnıçlar tahmin edileceği gibi Sonbahar, Kış ve İlkbaharda yağan yoğun yağışlardan kurak yaza su saklamak için yapılıyorlar. Genellikle de kubbe şeklinde örülmüş taş ve tuğlalardan yapılan bu sarnıçlar tıpkı sayıları gittikçe azalan yeldeğirmenleri gibi Bodrum yarımadasının simgelerinden. Bu konuda komşum Mehmet Vuran’ın çok güzel hazırlanmış bir yazısını da okumanızı isterim. Zaman zaman yan yatırılmış yarım silindir şeklinde olanlara da rastlıyorsunuz. Yeldeğirmenleri ve sarnıçlar nereden nereye geldiğimize bakarsak oldukça düşündürücü. Sürdürülebilir yaşam için yağmur suyu biriktirmek, aslında bu çok uzun zamandır bildiğimiz bir şey ama unutmuşuz.

Yeldeğirmenlerinin önemini ise ancak fosil yakıtlarla dünyayı kirlettikten sonra farkettik. Şimdi her yere rüzgar santralleri dikiyoruz. Arada kaybedilmiş bir yüzyıl var sanki. Yağmur suyu toplamaya dönersek; arsayı aldığımızdan beri düşündüğümüz ve planladığımız konulardan biri de yağmur suyu biriktirmek. Sarnıçlarda bu işlem nasıl oluyor diye düşünmüşümdür hep. Bu kadar küçük bir kubbenin üzerine düşecek suyu toplasan ne kadar su toplarsın diye. Sonradan öğrendim ki; aslında tüm bu sarnıçların hepsinin bir “akar”ı varmış. Yani yağışlı mevsimlerde oluşan küçük dereciklerin önüne kurulur, açılan bir delikten bu küçük akarsuların taşıdığı sular toplanırmış içerisine. Tabi üzerine düşen yağmurun içeriye alınması için etrafında küçük delikler de bırakılıyor. Mükemmel bir yöntem. Eğimli arazilerden gelen suyu dolduracağınız bir depo inşa ediyorsunuz. Bu sarnıçlar hala kullanılıyor sıcak mevsimlerde özellikle hayvanların su ihtiyacı için. İçlerinde seviyesi düşen suya ulaşabilmek için bir merdiven de yapılmış. İçinde biriken çamuru da ara sıra temizlemek gerekiyor.

Birçok insan bilmiyor Muğla’nın ülkemizde en çok yağış alan iller sıralamasında 4. Sırada olduğunu. Genellikle Muğla’nın kıyılarına yaz aylarında gittiğimiz için yağmur filan gördüğümüz yok. Sanılıyor ki buralar hep böyle kurak. Ben de öyle sanırdım aslında yarımada hakkında yeterli bilgim yokken. Kışları da gelmeye başlayınca yağmuru farketmemek mümkün değil. Yağmurun şiddetinden arabayı kenara çekip durmak zorunda kaldığım anlar olmuştıur. Kurak yazlar dışında yılın geri kalan kısmında sürekli yağış vardır Muğla ve ilçelerinde. Muğla’ya düşen yağış yıllık ortalama toplam 1.000 mm ile Rize, Artvin ve Trabzon’dan sonra ülkemizdeki en yüksek rakam. Ekim, Kasım aylarından sonra yağan yağmurlarla bahar gelir Bodrum yarımadasına. Doğanın rengi değişir. Buralar bu kadar yeşilmiymiş diye düşünmeden edemezsiniz.

Meteoroloji işlerinin sitesinde bazı ilçeler için de ayrı ayrı bu veriler bulunuyor. Son yıllarda bence toplamda daha fazla olsa da Bodrum için 669 mm olarak verilmiş bu değer. Hiç de fena olmayan miktarda yağış alıyor Bodrum ve etrafı. Bu veriyi kuş uçuşu 10 km uzaklıktaki Karaova ve Etrim için de geçerli kabul edebiliriz. 669 mm, Metrekareye 669 Litre veya 0,69 m3 su düşmesi demek. Kabaca bir hesapla yalnızca 130 m2 çatıdan 130 x 0,69 = 88 m3 su toplayabilirsiniz. Ama tabi bu kadar suyu nereye koyacaksınız. Bu büyüklükte bir sarnıç yapmak imkansız değil ama çok da kolay değil. Su ihtiyacımızı gözönüne alarak biraz da tasarruf ve akılcı yöntemlerle 20 m3’lük bir depo yapmak mantıklı görünüyor. Bu kadar su kurak mevsimde iyi kullanılırsa bahçenin kısmen ihtiyacını karşılayabilir ve kurak mevsim geçiştirilebilir. Tabi az su isteyen bir peysaj yapmak ve biriken suyu çoğunlukla sebze yetiştiriciliğinde kullanmak kaydıyla. Bu da ayrı bir konu üzerinde düşünülmesi ve planlanması gereken.
Parasal durumlar nedeniyle bizim inşaat dura kalka ilerlediği  için bu konuda bir girişimde bulunduğumuzda yağmur suyu toplama projesine daha sonra dönüp yapılma aşamalarını da, sonuçlarını da  fotoğraflı olarak anlatacağımızı umuyorum ama proje şimdilik aşağıdaki fotoğraftaki gibi.


Çatıdan ve pergolalardan 6 adet yağmur indirme borusu iniyor. Bunlar kazılarak toprak altına yerleştirilecek pimaşlar ile toplanıp bir seviye aşağıdaki alt bahçeye indirilecek. Burada yapılacak bir yeraltı deposunda biriktirilecek. Aynı hatta ikinci mutfak evyesinin (bu evyede sabun kullanılmayacak) çıkışı da bağlanacak.
Deponun içerisine yerleştirilecek bir dalgıç pompa ile de kullanılacak. Bizim arazimiz için en uygun yöntemin bu şekilde olacağını düşünüyoruz.

Yağmur suyunun arazide yapılacak yağmur hendekleri ile toplanması konusunda Bostancık sakinlerinin çok güzel bir çalışması da bu kış başladı. Onlardan da öğreneceğimiz çok şey var. Çalışmalarının sonucunu merakla bekliyor ve takip ediyorum.

Çalışmanın devamı için tıklayın...

15 Ocak 2010 Cuma

Menengiç

Yaşlı Menengiç
Bahçemizde birkaç da yabani ağaç vardı aldığımızda. Küçük bir Menengiç fidanı da bunlardan biri. İsmini ancak birkaç tekrardan sonra öğreniyor insan. Menengiç, “Pistacia Terebinthus L”, Turpentine Tree veya Terebinth, Pistacia türü bir ağaç. Nedir bu ne işe yarıyor diye sorup araştırdığınızda size göre basit şimdiye kadar hiç duymadığınız bir yabani ağacın aslında ne kadar önemli bir ağaç olabileceğini görüyorsunuz. Komşuma sorduğumda “Fıstık aşılarız ona sonra” dedi ama aslında dahası da varmış.

Menengiç Meyvesi
Antep-Siirt fıstığının yabanisi bu ağaç. Aşılarsanız fıstık ağacı oluyor. “Pistacia Vera” Aynı zamanda fıstık ağaçlarının da dölleyicisi. Etrafta menengiç ağacı yoksa fıstık ağaçları yeterince verimli olmuyor. Veya isterseniz üzerine sakız da aşılayabiliyorsunuz ve ağaç Sakız ağacı “Pistacia lentiscus” oluyor. Hepsi Anacardiaceae “sakızağacıgiller” ailesinin Pistacia türünden. Cashew fıstığı, mango ve marula meyve ağaçları da aynı familyadan uzaktan akrabaları.

Yaş Antep Fıstığı
Orman bakanlığı Güneydoğu Anadolu’da (Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Siirt) dağlardaki Menengiç ağaçlarını aşılayıp fıstık ağacına dönüştürüyor. Ege bölgesinde de Sakız olarak aşılama çalışmaları var. Sakız ağacı dünyada o kadar az ki, daha çok Yunanistan’ın Sakız adasında ve ülkemizin Ege ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunuyor. Sakız ağacının meyveleri birçok gıda ürününde kullanılıyor. Sakız, sakızlı muhallebi, sakızlı lokum, sakızlı pasta, sakızlı sütlaç, sakızlı kurabiye, sakızlı kahve, sakızlı tavuk göğsü, sakız rakısı gibi. Sakızın çiğnenmesinin ise Helicobacter, Ülser ve Mide problemlerine faydalı olduğu ileri sürülüyor.

Sakız Meyvesi
Biz de kararsız kaldık ne yapacağız bu ağacı diye şimdilik öyle duruyor. Büyümeye devam ediyor. Aslında böyle de değerlendirilmesi mümkün bir ağaç. Menengiç Kahvesi yapabilirsiniz mesela meyvelerinden. Ben bildiğimiz türk kahvesini tercih etsem de menengiç kahvesinin de meraklıları çok fazla. Dahası; yaprak ve çiçeklerinden de parfüm ve ilaç sanayinde kullanılan uçucu yağlar elde edilebiliyor. Bu yağ anti inflamatuar ağrı kesici ilaçlarda kullanılıyor. Kavrulmuş olarak meyvesi de yenilebiliyormuş. Meyveleri ve/veya yaprakları Girit’te italyanların grappasına benzer bir çeşit brandy’e "Tsikoudia" aroma vermek için, Kıbrısta ekmek yapımında, ülkemizde sabun yapımında kullanılıyor. Siirt bölgesinde yapılan bu sabuna Bıttım sabunu deniyor faydaları saymakla bitmiyor.

Bıttım Sabunu
Ama galiba kuruyemiş sever bir aile olarak sanırım biz fıstık aşılayacağız bu ağaca. Pikan cevizlerini diktik büyüyorlar, badem zaten vardı bir iki tane, fıstığı da aşıladık mı artık kuruyemişe para vermek yok. Gene de bu kadar çok faydası ve kullanım alanı olan bu ağaca saygı duymamak mümkün değil. artık gözüme daha bir değişik görünüyor.


Bodrum severlerin birçoğu bölgenin florasından habersiz. Sitelerin, evlerin bahçelerinde genellikle etraftaki fidancılardan alınan ve daha çok yöreye özgü olmayan ve görsellik amacıyla ağaç ve bitki dikimi yapıldığı için bir süre sonra bölge florasını herkes bu bitkilerden oluşuyor zannediyor. Aslında bölgede o kadar güzel ve kendine özgü bir flora varki, bunu anlamak için biraz yapay yerleşim alanlarından uzaklaşmak gerekiyor. Biz de çok severiz ama hepimizin aklına geldiği gibi “Bodrum = Begonvil” değil. Etrafa biraz daha dikkatli baktığınızda muhteşem kokulu sarı çiçekli Misk-i amber ağaçlarını, gölgeleri ve lezzetli meyveleriyle muhteşem keçiboynuzu ağaçlarını farkediyorsunuz. İşin güzel yanı bu ağaçlar sizden çok fazla bir şey beklemiyorlar. Alışmışlar bu iklimde kendilerince varolmaya ve yaşamaya. Etrafınızı yeşillendirmek ve güzelleştirmek için hergün bahçe sulamanız gerekmiyor. Üstüne üstlük meyve verip, güzel güzel de kokuyorlar bir taraftan.