30 Aralık 2010 Perşembe

Yağmursuyu II

Çatıya düşen suyu alt bahçedeki bir yeraltı sarnıcına toplama projemizden daha önceki yazımızda bahsetmiştik. Bu projemizin bahçedeki borularını bahçede yapılan kayrak işleri ile birlikte yerleştirmemiz gerekiyordu. Çatının sağ ve sol tarafından inen yağmur indirme boruları kayrakların altında kalan 10 cm çapında pvc boruların içerisine bağlandı.

Sağ taraftan inen yağmur boruları.



Sağ taraftan gelen sular mecburen öndeki çiçekliğin altından geçirildi.


Soldan gelen suyla birleştirilerek alt bahçeye aktarıldı.

Boruları alt bahçeye indirebilmek için istinat duvarında bir yarık açıp sonra bu duvarı tamir etmemiz gerekti.
Bundan sonraki iş yeraltı sarnıcının yapılması.  

11 Ekim 2010 Pazartesi

Kayrak Taşı


Çilek taşı ile ilgili yazımızda da bahsettiğim gibi aslında çilek taşı ve kayrak aynı taş ocaklarından çıkan taşlar. Mumcular ile Kızılağaç arasında kalan Çilek Mevkii ve Alazeytin Mevkiinde birçok Kayrak ve Çilek taşı ocağı var. Eylül ayı boyunca yıllık tatilimizi tesisat revizyonu, tesviye betonu, seramik kaplama gibi işlerle geçirirken bir yandan da evin etrafındaki alanların düzenlenebilmesi için kayrak kaplama işlerini yapmak istedik. Kayrakla kaplanan alanlar aynı zamanda bitkilendireceğimiz alanların çerçevesi olacağı için bu iş yapılmadan bitkilendirmeyi yapamıyoruz. Sonunda iyi bir Kayrak ustası bularak bu işe girişiyoruz.
Kayrak taşının ülkemizin çeşitli yörelerinden çıkan birçok çeşidi var, Denizli Kayrağı, Muğla Kayrağı, Bodrum Kayrağı gibi. İnce katmanlar halinde çıkarılan bu taşlar çok değişik renklerde olabiliyor. Biz doğal olarak en yakındaki ocaklardan gelecek Bodrum kayrağını tercih ediyoruz. Bu taşın özellikle sarı renklisini  almasını ve kullanmasını ustamızdan özellikle rica ediyoruz. Kayraklarımız Alazeytin'deki bir kayrak ocağından geliyor.


Kayrak yapılacak alanların sınırları belirlendikten sonra arazideki eğimi ve yamuklukları düzeltmek ve döşenecek kayrağa düz bir zemin oluşturmak için dolgu malzemesi kalıbın içerisine dolduruluyor. Neyse ki bolca taşımız var araziden toplanmış, inşaattan çıkan molozları ve irili ufaklı taşları bu amaç için kullanıyor ustamız. Bir taraftan da bahçe taştan temizlenmiş oluyor böylece. Taşlarla düzeltilen ve yükseltilen zemine daha sonra kırılmaları önlemek için kafes demirli ince bir beton atmak gerekiyor. Bunu yapmazsak ileride kaymalar nedeniyle kayrak kaplanan alanda çatlaklar oluşabilir.  Dar yürüyüş yolları gibi alanlarda çok gerekmeyen bu demirli beton uygulaması geniş alanlara kayrak taşı döşüyorsanız bir zorunluluk haline geliyor.


Beton bir gece bekledikten sonra üzerine kayrak döşenmesine başlanılabiliyor. Kayrak döşemek, hele hakkıyla döşemek tecrübe ve ustalık gerektiriyor. Yukarıdaki resimde kenarlarda görülen demir profiller mastar ve kontrollü bir eğim oluşturmak için sabitlenmiş durumda. Konan her kayrak taşının ortadaki aluminyum profil ile istenile yüksekliğe gelip gelmediği kontrol ediliyor. Yüksek ise çekicin tahta sapı ile vurularak gömülüyor veya alçakta kalıyorsa altı harç ile besleniyor. Böylece olabildiğince düzgün bir alan elde ediyoruz. Tabi her usta bunu yapar diye bir şart yok. İyisine rastlarsanız bunu yapacaktır veya siz bunu istemelisiniz. Usta bu konuda yaşanmış bir olay da anlatıyor, başka bir Kayrak ustasına işe başlamadan önce iş sahipleri sıkıca tembihler, bahçe yıkandığı zaman su kapının önünde toplanmasın aksın gitsin o da tamam demiş. Ama ilk yağmurda kapının önü göl, usta bu ne.?! O birşey değil demiş, süpürürsünüz gider. İşin yapılması sırasında bu ortak espri haline geliyor. Su birikirse süpürürüz gider.!
Kayraklar ile dengeli bir desen oluşturmak ise tamamen kişisel beceri ve tecrübenin ürünü. Fazla derz aralığı kalmamalı, girinti ve çıkıntılar birbirine uyumlu girişimler yapmalı. Sürekli başında durduğum bu çalışmanın yapan için çok yorucu olduğunu söyleyebilirim. Sürekli yere eğilmiş, oturmuş, dizleriniz üzerine çömelmiş durumda çalışmak hiç kolay değil. Sabır ve gayretle çalışmak gerekiyor güzel bir sonuç için.


Döşenen alanın genişlemesi ile mastar profiller yer değiştiriyor ve dün döşenen taşlardan hiza alınıyor.
Bu alan evimizin önünde geniş bir avlu olacak. Alt bahçeden gelen merdiven ve rampa köprü, sağa ve sola gidecek yollar nedeniyle bu alanın bu şekilde kullanımı biraz zorunluluk olarak ortaya çıkıyor. Yaklaşık 35 m2'lik bir alan. Artık nasıl değerlendirileceğine sonra karar verilecek. Taşların döşenmesi iki gün alıyor.Daha kısa zamanda da yapılabilir ama titiz bir işçilik ile iki gün sıkı bir çalışma gerektiriyor. Usta kayrakları getirdiğinde kendisine küçük taşlar getirmişsin diye sitemde bulunmuştum. O da bana büyük taşların yamuk olabildiğini eninde sonunda kırmak durumunda kalacağımızı söylemişti ama ben gene de büyük taşlar istemiştim. Döşerken haklı olduğu ortaya çıktı. Eğer yamukluklara aldırmazsanız büyük taşları koyabilirsiniz rastgele ama bu durumda döşeme yaptığınız alanda kambur veya çukur bölümler oluşuyor ve mecburen çekici vurup yamuk taşları kırmak, bölmek durumunda kalıyoruz. Usta haklı çıkıyor ama beni de kırmayıp olabildiğince düzgün ve büyük taşları koymaya çalışıyor.


Taş kaplama işi bitince derz dolgusu yapılacak ama bunun için en az bir gün geçmesi ve güneşli ya da en azından nemsiz bir hava durumu gerekiyor. (Çiğ veya Yağmur olmayacak) Yağan yağmur bu işin yapılmasını ertesi güne bırakıyor. Derz olarak kullanılacak harcın malzemesi elenmiş ince kum ve bol çimento. Elenmiş ince kum ve çimento birebir oranda karıştırılarak inşaat tabiri ile yağlı bir harç hazırlanıyor ve bu harç taşların arasında kalan alanlara mala ile konuyor. Bu esnada daha önceden hazırladığımız Bodrum boncuklarını ve çakıl taşlarını derz boşluklarına basit desenler oluşturacak şekilde yerleştiriyoruz.
Neden yağışsız bir hava gerektiğini bir süre sonra anlıyoruz, eğer yağış olsa bu derz harcının kuruması (çekmesi) gecikiyor çünkü biz derzin fazlasını tel fırça ile alacağız. Gördüğüm kadarıyla bunu her usta yapmıyor. Fırçalanmamış ve öyle bırakılmış çok uygulama gördüm, ama eğer güzelce fırçalar ve derzin fazlasını alarak tam kayrak seviyesine indirirseniz güzel bir görüntü ve işçilik çıkıyor ortaya. Yukarıdaki fotoğrafın sağ alt köşesindeki alan derz kurumaya yüz tutmuşken tel fırça ile fırçalanmış. Bu iş aynı gün yapılmak ve bitmek durumunda, eğer fırçalama yapılmazsa derz donar ve bir daha yapılamaz. Hem derzi koymak hem de aynı gün bu fırçalama işini yapmak böylesi büyük bir alanda gerçekten zor. Ama sonuç  güzel oluyor. Derz için bir renk istemiyoruz, çimento ve kum karışımı bizim için yeterli. Duvarlarda kullanılan beyaz çimentoyu yerde kullanmıyoruz çünkü beyaz bir derzin kirlenmesi çok kolay ve temizlenmesi ise neredeyse imkansız olacak. Bahçenin kırmızı toprağı yağmurla sıçrayarak binanın yere yakın eteklerindeki derzi iki senede kırmızıya boyadı bile. Bu alanlarda da 50 cm'lik bir kaplama yapılacak.


Kayrak kaplama işi bitmiş alan ertesi gün böyle görülüyor. Bu işin yapılması tam beş gün sürdü. Kalıp çakılması ve içinin doldurulması bir gün, beton dökülmesi bir gün, kayrak kaplama iki gün  ve son gün de derz yapılması ile toplam beş gün.. Kayrak kaplanan alan ertesi gün sulanıyor ki; derz harcı iyice sertleşsin.


Kayrak taşı uygulaması devam edecek, evin etrafını dönecek, binanın etekleri de duvardan itibaren 50 cm kaplanacak böylece bahçe parsellerimizin de çerçevesi ortaya çıkacak. Sonra bu toprak alanlarda kazı ve taş temizliği yapılacak. Oluşan ceplere bahçe toprağı, gübre ve torf dolgusu yapılacak.  Evin etrafındaki bu alanlarda bölgeye özgü bahçe bitkileri ve ağaçları dikilecek. Çok kayrak taşı uygulaması gördük, bu uygulamayı yapmadan önce gördüğümüz yamuk, çukurlu kamburlu, fırçalanmamış derzli çalışmaları normal kabul eder, böyle olur sanırdık. Ama ustamızın işçiliğini gördükten sonra bahçesinde böyle bir uygulama yapacak olanlara faydalı olacağı düşüncesi ile öğrendiklerimizi paylaşmak istedik.


1 Ağustos 2010 Pazar

Pembe Domatesler II



Günün hasadı

Sabah babamla birlikte topladığımız bu pembe domateslerin her yıl olduğu gibi bu yıl da çok nefis bir tadı var. Kestiğinizde parlak etli bir görüntüsü ve asitli ekşimsi bir lezzetleri var. Sanki üzerlerine yağ damlatılmış ve biraz limon sıkılmış gibi.

Bu yıl tanıdığımız birçok kişinin bahçesine ve tarlasına ektiği domateslerde hastalık yüzünden çok ciddi kayıplar oldu. Temel problemin meyve dönemindeki aşırı yağışlar olduğu söyleniyor. Bu yağışlar nedeniyle topraktaki kalsiyumun yıkanması ve oluşan kalsiyum azlığı veya eksikliği çiçek burnu çürüklüğü denen bir hastalık yaratıyor. Ama bu sebebin tam olarak bu olduğundan emin olamıyoruz. Çünkü bazı kaynaklarda topraktaki kalsiyum eksikliği bir etmen olarak belirtilse de bu hastalığa aynı zamanda yüksek nem, yüksek sıcaklık, topraktaki tuzlanma ve tuzlu su gibi fizyolojik şartların sebep olabileceği belirtiliyor. Bu sebeplerden herhangi biri veya birkaçı yüzünden meyvenin tüm kısımlarına kalsiyum taşınamıyor ve bu durum ortaya çıkıyor. Bizim de sonradan ektiğimiz ithal türlerde durum böyle. Geçeleri düşen çiğ  ve aşırı öğlen sıcaklıklarının da bu sonucu yaratan etmenler olabileceğini düşünüyoruz.

Yukarıda bazı meyveleri sağ kalan ve tohum almak için saklanan son Super Marmande fidesi.
Thompson & Morgan'dan gelen tohumları diğerleri ile tozlaşmasın diye pembelerden uzakta bahçenin diğer köşesine dikmiştik. Bu nedenle bu fideler örtü altında değillerdi. Pembe domateslerin serada olanlarında hiç hastalık yok, tarım filesinin altında olanlarda hastalıklı meyve oranı % 25'ler seviyesinde ve bunlar da örtünün kenar kısmında kalanlar. Örtü altında olmayanların hemen hepsi ise bu durumda ve hastalıklı. Sera naylonu sanıldığının aksine bir miktar güneşi de engelliyor ve altında olanlar hem geçe çiğinden hem de gündüzün aşırı güneşinden korunuyorlar. File altında olanlar da kısmen gece çiğinden ve güneşten korunuyorlar gibi görünüyor.


Hastalığın tam sebebini anlamak güç olsa da bu yılki tecrübemizden çıkardığımız sonuç; bahçenin sebze yetiştirilen kısmının tamamının üzerini en azından tarım filesi ile kapatmak gerektiği. Artık nasıl önlemler alabileceğimizi biliyoruz. Toprak hazırlığı yapılırken gerektiği kadar tarım kirecini toprağa karıştırmak da faydalı oluyor ama kireçlemek tek başına yeterli olmuyor. Hastalıklı olanlardan birkaç kökü yerinden sökerek ilçe tarım müdürlüğüne götürmüş babam, doğru düzgün bir teşhis konamamış ve bazı kitaplar vermişler okuması için. Bu kitapta domates için hangi durumda hangi ilacın nasıl kullanılacağı yazıyormuş ama altta bir not: Dikkat AB ülkelerine ihracat yapıyorsan bu ilaçları kullanma. 
Tohum almak amacıyla ithal çeşitlerden birkaç fide saksıya alınarak kurtarılmış durumda. Bu rus domateslerinin (Black Russian) bu durumda olmalarının sebebi ise; saksıda, saçak altında, aşırı yağış ve sonrasında aşırı sıcak ve güneşten korunmuş olmaları. Henüz olgunlaşmamış olsa da meyveleri son derece sağlıklı görünüyor. Bundan sonra eğer bahçede domates yetiştirilecekse üstleri mutlaka sera naylonu veya tarım filesi ile kapatılacak. Aslında sera naylonunun altındakiler çok daha iyi durumda ama tüm bahçeyi seraya çevirmek de mümkün olmadığı gibi hoş da değil.

Sera ve örtü altındaki domatesler.
Henüz olgunlaşmamış pembeler.
Bunlarda neredeyse toplanacak durumda ama bir iki gün daha beklemekte fayda var. Bu yılki domates durumları böyle. Toprak hazırlarken tarım kireci kullanılacak, mümkünse üstleri sera naylonu veya sera naylonu olmuyorsa tarım filesi ile kapatılacak. Her ne kadar Brandywine, Super Marmande ve Black Russian türlerinin tadına bakamasak da gelecek yıl için tohum alabilecek kadar meyve ve edindiğimiz tecrübe ile sonraki hasatlar için daha da fazla umudumuz var.

13 Temmuz 2010 Salı

Seramik

Şehirleşmenin getirilerinden birisi de birçok yapı malzemesinin büyük şehir trendlerine göre üretilmesi. İnşaat malzemesi talebinin çoğunu büyük şehirlerde yapılan çok katlı binalar oluşturduğu için doğal olarak üreticiler tasarım ve ürün gruplarını da bu talebi karşılamaya dönük olacak şekilde yönlendiriyorlar. (Maalesef..) Kafanızda biraz daha kırsal, basit ama güzel ya da yeni tabirle rustik (ne demekse) birşeyler varsa yandınız.!

Ülkemizde örneğin aşağıdaki gibi banyo seramikleri bulmak veya bulursanız da bedelini ödeyebilmek maalesef çok zor.

Bu konuda yerli malzeme üreticilerini suçlamak istemiyorum ama hala şehirlerin dışında yaşayanlar, yaşamak isteyenler var, biraz daha klasik veya eskiye dair tasarımlara da ihtiyaç var. Bunu yabancı üreticiler yapıyor ve yapmaya devam ediyorsa bizim üreticilerimiz de yapmalı, yapabilir.

Eşimle birlikte bir aydır "Turkuaz" renkte seramik arıyoruz ve bulamıyoruz. Garip ama gerçek. Neredeyse herkes sözleşmiş gibi hep aynı renkler, desenler, hatta tasarımların isimleri dahi aynı.
Herşey o kadar mükemmelleşmişki; hatta " rektifiyeli " seramikler çıkmış. Her bir seramiğin milimetrik olarak eşit ve ölçüsünde olması için kenarlarını üretimden sonra bir şekilde kesiyorlar, böylece seramikleri derzsiz veya birbirine çok yakın döşeyebiliyorsunuz. Porselen gövdeliler, sırlı porselenler, granit seramikler vb yeni teknolojiler gelişmiş de bizim haberimiz yokmuş. Ayrıca diyelimki; kataloglardan veya web sitelerinden bir model seçtiniz beğendiniz, sonra başlıyorsunuz bunu aramaya. Bazı modeller hiç üretilmemiş olabiliyor. Üretilmiş ama bayinin stoğunda yok. Stokta yoksa zaten düşük miktarda bayi getirmek istemiyor size başka birşey satmaya çalışıyor kendi stoğundan.
Fazla mı titiz veya seçici davranıyoruz bilmiyorum ama; ne pahalı birşey istiyoruz ne de fazlasıyla şehirli tasarımlar istiyoruz.  Biraz eskilerden, içimize sinen bir şey olmalı diye düşünüp aramaya devam ediyoruz şimdilik.

31 Mayıs 2010 Pazartesi

Kuzu Göbeği ve Keklik



Bu fotoğrafları Yeniköy'de yaşayan yeni tanıştığımız Umut Hn. gönderdi. Bir sarnıçta kabartma süsleme olarak Keklik ve Kuzu Göbeği mantarının seçilmiş olması hem hoş hem de şaşırtıcı gerçekten.  Sıradışı ve çok güzel.

 Umut Hn'a paylaşımı için teşekkürler.

22 Ocak 2010 Cuma

Yağmur Suyu

Bodrum, Muğla gibi yağışların mevsimlere göre dengesiz dağılım gösterdiği bölgelerde akarsuların da çok fazla olmaması nedeniyle yağmur suyu toplamak şart. Bunu bizden önce bu bölgede yaşayanlar eskiden beri çok güzel ve estetik bir şekilde yapmışlar. Bodrum yarımadasında her virajı döndüğünüzde başka bir sarnıç çıkıyor karşınıza.


Sarnıçlar tahmin edileceği gibi Sonbahar, Kış ve İlkbaharda yağan yoğun yağışlardan kurak yaza su saklamak için yapılıyorlar. Genellikle de kubbe şeklinde örülmüş taş ve tuğlalardan yapılan bu sarnıçlar tıpkı sayıları gittikçe azalan yeldeğirmenleri gibi Bodrum yarımadasının simgelerinden. Bu konuda komşum Mehmet Vuran’ın çok güzel hazırlanmış bir yazısını da okumanızı isterim. Zaman zaman yan yatırılmış yarım silindir şeklinde olanlara da rastlıyorsunuz. Yeldeğirmenleri ve sarnıçlar nereden nereye geldiğimize bakarsak oldukça düşündürücü. Sürdürülebilir yaşam için yağmur suyu biriktirmek, aslında bu çok uzun zamandır bildiğimiz bir şey ama unutmuşuz.

Yeldeğirmenlerinin önemini ise ancak fosil yakıtlarla dünyayı kirlettikten sonra farkettik. Şimdi her yere rüzgar santralleri dikiyoruz. Arada kaybedilmiş bir yüzyıl var sanki. Yağmur suyu toplamaya dönersek; arsayı aldığımızdan beri düşündüğümüz ve planladığımız konulardan biri de yağmur suyu biriktirmek. Sarnıçlarda bu işlem nasıl oluyor diye düşünmüşümdür hep. Bu kadar küçük bir kubbenin üzerine düşecek suyu toplasan ne kadar su toplarsın diye. Sonradan öğrendim ki; aslında tüm bu sarnıçların hepsinin bir “akar”ı varmış. Yani yağışlı mevsimlerde oluşan küçük dereciklerin önüne kurulur, açılan bir delikten bu küçük akarsuların taşıdığı sular toplanırmış içerisine. Tabi üzerine düşen yağmurun içeriye alınması için etrafında küçük delikler de bırakılıyor. Mükemmel bir yöntem. Eğimli arazilerden gelen suyu dolduracağınız bir depo inşa ediyorsunuz. Bu sarnıçlar hala kullanılıyor sıcak mevsimlerde özellikle hayvanların su ihtiyacı için. İçlerinde seviyesi düşen suya ulaşabilmek için bir merdiven de yapılmış. İçinde biriken çamuru da ara sıra temizlemek gerekiyor.

Birçok insan bilmiyor Muğla’nın ülkemizde en çok yağış alan iller sıralamasında 4. Sırada olduğunu. Genellikle Muğla’nın kıyılarına yaz aylarında gittiğimiz için yağmur filan gördüğümüz yok. Sanılıyor ki buralar hep böyle kurak. Ben de öyle sanırdım aslında yarımada hakkında yeterli bilgim yokken. Kışları da gelmeye başlayınca yağmuru farketmemek mümkün değil. Yağmurun şiddetinden arabayı kenara çekip durmak zorunda kaldığım anlar olmuştıur. Kurak yazlar dışında yılın geri kalan kısmında sürekli yağış vardır Muğla ve ilçelerinde. Muğla’ya düşen yağış yıllık ortalama toplam 1.000 mm ile Rize, Artvin ve Trabzon’dan sonra ülkemizdeki en yüksek rakam. Ekim, Kasım aylarından sonra yağan yağmurlarla bahar gelir Bodrum yarımadasına. Doğanın rengi değişir. Buralar bu kadar yeşilmiymiş diye düşünmeden edemezsiniz.

Meteoroloji işlerinin sitesinde bazı ilçeler için de ayrı ayrı bu veriler bulunuyor. Son yıllarda bence toplamda daha fazla olsa da Bodrum için 669 mm olarak verilmiş bu değer. Hiç de fena olmayan miktarda yağış alıyor Bodrum ve etrafı. Bu veriyi kuş uçuşu 10 km uzaklıktaki Karaova ve Etrim için de geçerli kabul edebiliriz. 669 mm, Metrekareye 669 Litre veya 0,69 m3 su düşmesi demek. Kabaca bir hesapla yalnızca 130 m2 çatıdan 130 x 0,69 = 88 m3 su toplayabilirsiniz. Ama tabi bu kadar suyu nereye koyacaksınız. Bu büyüklükte bir sarnıç yapmak imkansız değil ama çok da kolay değil. Su ihtiyacımızı gözönüne alarak biraz da tasarruf ve akılcı yöntemlerle 20 m3’lük bir depo yapmak mantıklı görünüyor. Bu kadar su kurak mevsimde iyi kullanılırsa bahçenin kısmen ihtiyacını karşılayabilir ve kurak mevsim geçiştirilebilir. Tabi az su isteyen bir peysaj yapmak ve biriken suyu çoğunlukla sebze yetiştiriciliğinde kullanmak kaydıyla. Bu da ayrı bir konu üzerinde düşünülmesi ve planlanması gereken.
Parasal durumlar nedeniyle bizim inşaat dura kalka ilerlediği  için bu konuda bir girişimde bulunduğumuzda yağmur suyu toplama projesine daha sonra dönüp yapılma aşamalarını da, sonuçlarını da  fotoğraflı olarak anlatacağımızı umuyorum ama proje şimdilik aşağıdaki fotoğraftaki gibi.


Çatıdan ve pergolalardan 6 adet yağmur indirme borusu iniyor. Bunlar kazılarak toprak altına yerleştirilecek pimaşlar ile toplanıp bir seviye aşağıdaki alt bahçeye indirilecek. Burada yapılacak bir yeraltı deposunda biriktirilecek. Aynı hatta ikinci mutfak evyesinin (bu evyede sabun kullanılmayacak) çıkışı da bağlanacak.
Deponun içerisine yerleştirilecek bir dalgıç pompa ile de kullanılacak. Bizim arazimiz için en uygun yöntemin bu şekilde olacağını düşünüyoruz.

Yağmur suyunun arazide yapılacak yağmur hendekleri ile toplanması konusunda Bostancık sakinlerinin çok güzel bir çalışması da bu kış başladı. Onlardan da öğreneceğimiz çok şey var. Çalışmalarının sonucunu merakla bekliyor ve takip ediyorum.

Çalışmanın devamı için tıklayın...

15 Ocak 2010 Cuma

Menengiç

Yaşlı Menengiç
Bahçemizde birkaç da yabani ağaç vardı aldığımızda. Küçük bir Menengiç fidanı da bunlardan biri. İsmini ancak birkaç tekrardan sonra öğreniyor insan. Menengiç, “Pistacia Terebinthus L”, Turpentine Tree veya Terebinth, Pistacia türü bir ağaç. Nedir bu ne işe yarıyor diye sorup araştırdığınızda size göre basit şimdiye kadar hiç duymadığınız bir yabani ağacın aslında ne kadar önemli bir ağaç olabileceğini görüyorsunuz. Komşuma sorduğumda “Fıstık aşılarız ona sonra” dedi ama aslında dahası da varmış.

Menengiç Meyvesi
Antep-Siirt fıstığının yabanisi bu ağaç. Aşılarsanız fıstık ağacı oluyor. “Pistacia Vera” Aynı zamanda fıstık ağaçlarının da dölleyicisi. Etrafta menengiç ağacı yoksa fıstık ağaçları yeterince verimli olmuyor. Veya isterseniz üzerine sakız da aşılayabiliyorsunuz ve ağaç Sakız ağacı “Pistacia lentiscus” oluyor. Hepsi Anacardiaceae “sakızağacıgiller” ailesinin Pistacia türünden. Cashew fıstığı, mango ve marula meyve ağaçları da aynı familyadan uzaktan akrabaları.

Yaş Antep Fıstığı
Orman bakanlığı Güneydoğu Anadolu’da (Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Siirt) dağlardaki Menengiç ağaçlarını aşılayıp fıstık ağacına dönüştürüyor. Ege bölgesinde de Sakız olarak aşılama çalışmaları var. Sakız ağacı dünyada o kadar az ki, daha çok Yunanistan’ın Sakız adasında ve ülkemizin Ege ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunuyor. Sakız ağacının meyveleri birçok gıda ürününde kullanılıyor. Sakız, sakızlı muhallebi, sakızlı lokum, sakızlı pasta, sakızlı sütlaç, sakızlı kurabiye, sakızlı kahve, sakızlı tavuk göğsü, sakız rakısı gibi. Sakızın çiğnenmesinin ise Helicobacter, Ülser ve Mide problemlerine faydalı olduğu ileri sürülüyor.

Sakız Meyvesi
Biz de kararsız kaldık ne yapacağız bu ağacı diye şimdilik öyle duruyor. Büyümeye devam ediyor. Aslında böyle de değerlendirilmesi mümkün bir ağaç. Menengiç Kahvesi yapabilirsiniz mesela meyvelerinden. Ben bildiğimiz türk kahvesini tercih etsem de menengiç kahvesinin de meraklıları çok fazla. Dahası; yaprak ve çiçeklerinden de parfüm ve ilaç sanayinde kullanılan uçucu yağlar elde edilebiliyor. Bu yağ anti inflamatuar ağrı kesici ilaçlarda kullanılıyor. Kavrulmuş olarak meyvesi de yenilebiliyormuş. Meyveleri ve/veya yaprakları Girit’te italyanların grappasına benzer bir çeşit brandy’e "Tsikoudia" aroma vermek için, Kıbrısta ekmek yapımında, ülkemizde sabun yapımında kullanılıyor. Siirt bölgesinde yapılan bu sabuna Bıttım sabunu deniyor faydaları saymakla bitmiyor.

Bıttım Sabunu
Ama galiba kuruyemiş sever bir aile olarak sanırım biz fıstık aşılayacağız bu ağaca. Pikan cevizlerini diktik büyüyorlar, badem zaten vardı bir iki tane, fıstığı da aşıladık mı artık kuruyemişe para vermek yok. Gene de bu kadar çok faydası ve kullanım alanı olan bu ağaca saygı duymamak mümkün değil. artık gözüme daha bir değişik görünüyor.


Bodrum severlerin birçoğu bölgenin florasından habersiz. Sitelerin, evlerin bahçelerinde genellikle etraftaki fidancılardan alınan ve daha çok yöreye özgü olmayan ve görsellik amacıyla ağaç ve bitki dikimi yapıldığı için bir süre sonra bölge florasını herkes bu bitkilerden oluşuyor zannediyor. Aslında bölgede o kadar güzel ve kendine özgü bir flora varki, bunu anlamak için biraz yapay yerleşim alanlarından uzaklaşmak gerekiyor. Biz de çok severiz ama hepimizin aklına geldiği gibi “Bodrum = Begonvil” değil. Etrafa biraz daha dikkatli baktığınızda muhteşem kokulu sarı çiçekli Misk-i amber ağaçlarını, gölgeleri ve lezzetli meyveleriyle muhteşem keçiboynuzu ağaçlarını farkediyorsunuz. İşin güzel yanı bu ağaçlar sizden çok fazla bir şey beklemiyorlar. Alışmışlar bu iklimde kendilerince varolmaya ve yaşamaya. Etrafınızı yeşillendirmek ve güzelleştirmek için hergün bahçe sulamanız gerekmiyor. Üstüne üstlük meyve verip, güzel güzel de kokuyorlar bir taraftan.